Siz de komşunun çocuğu ile kıyaslananlardan mısınız?
Birçoğumuzun yaşadığı komşu ya da akraba çocuğu ile karşılaştırılma durumu, onun üzerinden başarısızlığı, yetersizliği, tembelliği etiket olarak benliğinin bir kenarına tutuşturma halinin ruha verdiği o sıkışmışlık bugünün yetişkinlerini sosyal medyada da rahat bırakmıyor gibi.
Malumunuz sosyal medya artık hemen hepimizin bir köşesinden dahil olduğu dijital ortamlar. Her ne kadar sanal dünya desek de sosyal medyanın bize hissettirdikleri “gerçek”. Zaten düşüncenin bile duyguya, davranışa etki ettiğini biliyorken ortam sanal olsa da gerçek insanlarla temas halinde olmak illaki bizde değişimler, şekillendirmeler yapabiliyor. Tıpkı reklamların yaptığı gibi sosyal medyada gezinirken denk geldiğimiz hayatların bizler üzerinde kaçınılmaz etkileri olduğu bir gerçektir. Özellikle üst bilinci gelişmekte olan, benliğinin inşasının önemli dönemeçlerinde olan gençler kıyaslama hatasına daha fazla düşebiliyorlar. Bağlamdan kopuk anlık fotoğraflar ya da kısa videolar, genelleme bilişsel çarpıtmasına itebiliyor.
Tüketim çılgınlığının bu kıyaslama kültürünün bir sonucu olabileceği kanaatindeyim. Yaşamlarımızın görece şeffaf olması ile birbirimizin sahip olduklarına daha fazla maruz kalıyoruz. Genelde en mutlu, en başarılı, en vs. anları paylaşma eğiliminde olduğumuz için geride kalmış olma yanılsaması zihnimize ve ruhumuza davetsiz bir misafir gibi geliyor. Elinde var olana değil de var olmayana odaklanmak da bir süre sonra mutsuzluğu içeri buyur ediyor. Yetişmeye çalışırken eşiyle, ailesiyle belki de en çok kişi kendisiyle yorgun düşeceği bir sürece giriyor.
Sözün özü geçmişin kıyaslanan çocuğu bugünün benim evim/işim/yaşamım da diğeri gibi güzel mi sorusunu kendine sormaktan geri duramayan bugünün yetişkini olabilir mi? Hâlbuki otantik benliğimizin yansıdığı ortamlar, ilişkiler, durumlar birbirinin aynı gibi görünen sıkıcılıktan uzak olacaktır.
Kıyaslama kendin ol, böyle daha güzelsin 🙂
Sümeyye Kandemir
Psikolog







