Tükenmişliğin İlacı: Öz Şefkat
Son zamanlarda kendinizi sürekli yorgun, isteksiz ya da sıkılmış hissediyor musunuz?
Belki de bu hislerinize hemen bir isim koyuyorsunuz: depresyon, motivasyon eksikliği ya da başarısızlık. Oysa çoğu zaman mesele bunlardan biri değildir. Bazen sadece uzun zamandır taşıdığınız yükler, fark etmeden omuzlarınıza ağır gelmeye başlamıştır.
Tükenmişlik her zaman aynı görünmez. Kimimiz durmadan çalışır, koşturur ve bir türlü duramaz. Kimimiz artık hiçbir şey yapmak istemez hale geliriz. Kimimiz ise hayatla aramıza görünmez bir mesafe koyar, her şeyi uzaktan izliyormuş gibi hissederiz. Dışarıdan farklı görünseler de bu üç halin ortak bir noktası vardır: Kendimize karşı oldukça sert davranırız.
Durmadan Koşanlar
Bazı insanlar yorulduklarını fark ettiklerinde dinlenmek yerine daha çok çabalar. Yapılacaklar listesi hiç bitmez. Ev, iş, çocuklar, aile büyükleri, sosyal ilişkiler… Her şey yetişmesi gereken bir görev gibi görünür.
Bir süre sonra kişi yorgunluğunu bir ihtiyaç değil, bir eksiklik olarak yorumlamaya başlar. Dinlenmesi gerektiğini düşündüğünde bile kendine şu mesajı verir: “Demek ki yeterince güçlü değilim.”
Oysa asıl sorun çoğu zaman yükün ağırlığı değil, bütün yüklerin bize ait olduğuna inanmamızdır.
Belki bugün kendinize şu soruyu sorabilirsiniz:
“Taşıdığım sorumlulukların hangileri gerçekten bana ait?”
Çabalamayı Bırakanlar
“Tükenmişliğin en tanınan yüzü budur.
Eskiden keyif alınan şeyler artık heyecan vermez. Ertelemeler artar. Sabah yataktan kalkmak zorlaşır. Kişi kendisini tembel, isteksiz ya da yetersiz olarak değerlendirmeye başlar. Oysa çoğu zaman yaşanan şey bir karakter sorunu değildir. Uzun süre devam eden yüklenmenin doğal sonucudur. Beden ve zihin bazen sadece şunu söylemeye çalışır: “Artık bu kadarını taşıyamıyorum.”
Bu noktada yapılması gereken şey kendimizi daha fazla zorlamak değil, gerçekten neye ihtiyaç duyduğumuzu fark etmektir.
Anlamdan Kopanlar
Tükenmişliğin daha sessiz bir yüzü de vardır.
Bu kişiler genellikle dışarıdan bakıldığında işlevseldir. İşe giderler, sorumluluklarını yerine getirirler, günlük hayat devam eder. Ancak iç dünyalarında farklı bir şey yaşanmaktadır. Hayatla aralarındaki bağ zayıflamıştır.
Sanki bir camın ardından izliyormuş gibi hissederler. Her şey yerli yerindedir ama hiçbir şey onlara temas etmez.
Bu durumun altında çoğu zaman yalnızlık, yetersizlik hissi ve anlaşılmama duygusu bulunur. İnsan bazen kalabalıkların içinde bile kendisini tek başına hissedebilir. İşte bu nedenle iyileşmenin önemli adımlarından biri, yaşadıklarımızın sadece bize özgü olmadığını fark etmektir.
Tükenmişliğin İlacı Neden Öz Şefkat?
Çünkü tükenmişlik yalnızca fazla çalışmaktan kaynaklanmaz. Kendimize nasıl davrandığımız da bu sürecin önemli bir parçasıdır.
Kendimizi sürekli eleştirmek, sınırlarımızı yok saymak, hata yapmaya izin vermemek ve her şeyi tek başımıza taşımaya çalışmak tükenmişliği derinleştirir.
Öz şefkat ise tam tersini yapar. Kusurlarımızı görmezden gelmeden, zorlandığımız yerleri inkâr etmeden, insan olmanın sınırlarını kabul etmemize yardımcı olur. Belki bugün kendinize şu iki soruyu sorabilirsiniz: “Gerçekten tükenmiş miyim, yoksa kendimden insanüstü şeyler mi bekliyorum?”
“Taşıdığım yüklerin hangileri gerçekten bana ait?”
Bazen iyileşme daha güçlü olmaktan değil, artık her şeyi tek başına taşımak zorunda olmadığımızı kabul etmekten başlar. Çünkü sınırlarınızı fark etmek bir zayıflık değildir. Tam tersine, kendinizi koruyabilmenin ve uzun vadede ayakta kalabilmenin en önemli yollarından biridir.
Şeyda Betül Kılıç – Dearmind Academy
Bu blog yazımız ilginizi çektiyse konuyla ilgili atölyelerimize göz atabilir veya Youtube’da yayınlanan seminerlerimizden daha fazlasına ulaşabilirsiniz.







