Sürekli Güvende Kalma Çabası: Umutsuzluğun Gizli Bedeli

Sürekli Güvende Kalma Çabası: Umutsuzluğun Gizli Bedeli

Umutsuzluk Çağında Dönüştüren Bir Soru: Umut Edebilseydik Ne Değişirdi?

Umutsuzluğun toplum içinde gizli bir itibarı vardır.

Kötü ihtimalleri düşünen insan akıllı, tedbirli ve hayatın gerçeklerini bilen biri olarak görülür. Sağlamcıdır. Yaş tahtaya basmaz. Kolay kolay inanmaz, kimseye güvenmez, iyi bir ihtimalden söz edildiğinde hemen onun neden gerçekleşmeyeceğini anlatır.

Umutlu insan ise kimi zaman saf, umursamaz veya hayatı yeterince ciddiye almayan biri gibi değerlendirilir.

Sanki hayatı ciddiye almanın kanıtı kaygı; akıllı olmanın bedeli umutsuzluk; sevdiklerimizi korumanın yolu da durmaksızın en kötü ihtimali düşünmekmiş gibi…

Bu nedenle umutsuzluğun yalnızca kişisel değil, sosyal olarak da pekiştirilen bir tarafı vardır. Kaygılı bekleyiş bize önemli, dikkatli ve sorumluluk sahibi olduğumuzu hissettirebilir. Yakınımızdaki umutsuz insanların yanında daha güvende olacağımızı düşünebiliriz. Çünkü onların tehlikeyi bizden önce göreceklerine, bütün ihtimalleri hesaplayacaklarına ve hazırlıksız yakalanmamıza izin vermeyeceklerine inanırız.

Fakat burada önemli bir soru var:

Sürekli kötü ihtimalleri düşünen insan gerçekten daha mı güvendedir, yoksa yalnızca kendisini daha güvende hissetmeye mi çalışıyordur?

Fonksiyonel olarak baktığımızda umutsuzluğun kısa vadede bir işe yaradığını görürüz. Gelecekten hiçbir iyilik beklemeyen kişi hayal kırıklığına uğramayacağını düşünür. Kötü bir sonuca önceden hazırlanmak, belirsizliğin yarattığı huzursuzluğu bir süreliğine azaltır. Üstelik çevresinden “Ne kadar gerçekçisin,” onayını alabilir.

Umutsuzluğun kısa vadeli ödülü budur: Kesinlik hissi.

İyi bir şey olmayacağından emin olmak, ne olacağını bilmemekten daha katlanılabilir gelebilir.

Ne var ki bunun uzun vadeli bedeli ağırdır. İnsan yalnızca kötü bir gelecekten korunmaz; yaşayabileceği hayattan da uzaklaşır. Sürekli tetikte kalan bir zihin dinlenemez. Her an bir sonraki tehlikeyi arayan beden gevşeyemez. Sakinleşmek dikkatsizlik, bırakmak zayıflık, umut etmek ise savunmasız kalmak gibi algılanır.

Böyle bir hayat, daha güvenli bir hayat değildir. Daha gergin bir hayattır.

Kronik stresin bağışıklık sistemi dâhil bedendeki pek çok düzenleyici sistemi etkileyebildiğini biliyoruz. Fakat bedel yalnızca fiziksel değildir. Sürekli tehlike arayan insanın dikkati de daralır. Şu anda neye ihtiyacı olduğunu, yanında kimin bulunduğunu, hangi yolun hâlâ açık olduğunu ve hayatında yolunda giden şeyleri görmekte zorlanır.

Hayatını korumaya çalışırken hayatıyla temasını kaybedebilir.

Burada tedbir ile umutsuzluğu birbirinden ayırmak gerekiyor. Tedbir, gördüğü risk karşısında gerekli davranışı yapar ve ardından hayatına döner. Umutsuzluk ise risk ortadan kalksa bile nöbet tutmaya devam eder.

Araştırmacılar Julie Norem ve Nancy Cantor, “savunmacı kötümserlik” adını verdikleri bir stratejiyi incelediler. Bu stratejiyi kullanan kişiler beklentilerini düşük tutuyor, çıkabilecek sorunları önceden düşünüyor ve kaygılarını hazırlık yapmak için kullanıyordu. Araştırmalar, bu yöntemin belirli görevlerde kısa vadede performansı destekleyebildiğini gösterdi. Fakat uzun süreli gözlemler; aynı stratejinin duygu durumu, sosyal ilişkiler ve hayatın diğer alanları üzerinde maliyetleri olabileceğine de işaret etti.

Demek ki kötü ihtimali düşünmek her zaman işlevsiz değildir. Mesele, zihnimizin bir ihtimali değerlendirmesiyle hayatımızın tamamını o ihtimale teslim etmesi arasındaki farktır.

Bir düşünce bizi hazırlığa götürüyorsa işlevsel olabilir. Aynı düşünce bizi yaşamaktan, bağ kurmaktan, dinlenmekten ve yeniden denemekten alıkoyuyorsa artık yalnızca tedbir değildir.

Peki umut edebiliyor olsaydık ne değişirdi?

Öncelikle umut, bize her şeyin güzel sonuçlanacağını vadetmezdi. Umudun ödülü iyi bir sonucun garantisi değildir. Umut, iyi bir sonucun hâlâ mümkün olabileceğine açık kalabilmektir.

Václav Havel, umudu dünyanın içinde bulunduğu durumdan çok, insanın içsel yönelimi olarak tarif eder. Ona göre umut bir kehanet değildir; ruhun ve kalbin yönelişidir. Rebecca Solnit ise umudu “bilinmeyeni kucaklamak” olarak tanımlar. Çünkü gelecek henüz kesinleşmediyse, orada hareket edebileceğimiz bir alan da vardır.

Umut edebilseydik yeniden deneyebilirdik.

Yeniden denemek, insanın hayatı iyi yaşayabilmek için kendisine sunabileceği en değerli imkânlardan biridir. Çünkü aynı yolu ikinci kez yürüyen kişi, artık ilk kez yürüyen kişi değildir. Yol aynı görünse bile onu yürüyen insan değişmiştir. Bildikleri, sınırları, ihtiyaçları ve taşıdığı tecrübe artık başkadır.

Kimi yollar iki kez yürünmek isteyebilir.

Umut edebilseydik dua edebilirdik. Çünkü duanın içinde henüz bilmediğimiz bir ihtimale yer açmak vardır. İyi bir şey dilemek, onun kesinlikle gerçekleşeceğini iddia etmek değildir. Olabileceklerin tamamını zihnimizin bugünkü karanlığına teslim etmemektir.

Umudun tevekkülle yakınlığı da buradadır.

Tevekkül, hiçbir şey yapmadan beklemek veya başımıza gelenlere kurban gibi boyun eğmek değildir. Elimizden geleni yaptıktan sonra sınırımızı görebilmek, her şeyi kontrol edemeyeceğimizi kabul etmek ve hayatla boğuşmayı bir parça bırakabilmektir.

Kabul etmek de pasifleşmek değildir. Kabul, olmakta olanı sevdiğimizi söylemek değil; onun zaten olmakta olduğunu fark ederek enerjimizi inkâra ve bitmeyen bir iç savaşa harcamamaktır.

İnsan her şeyi kontrol edebileceğine inandığında sınırlılığını, kırılganlığını ve ölümlülüğünü unutur. Gelecekteki en kötü sona karşı hazırlık yaparken bugünü gözden çıkarır. Umutsuzluğun en büyük bedellerinden biri de bu şimdiki zaman kaybıdır.

Türkiye’de yetişkinlerle yapılan bir araştırmada umut, belirsizliğe tahammülsüzlük ve öznel iyi oluş birlikte incelendi. Umudun, diğer etkenler hesaba katıldıktan sonra bile iyi oluşu anlamlı biçimde açıklamaya devam ettiği görüldü. Bu bulgu bize umudun belirsizliğin ortadan kalkmasına bağlı olmadığını hatırlatıyor. İnsan belirsizlik devam ederken de hayatıyla daha güçlü bir bağ kurabilir.

Umut edebiliyor olsaydık başımıza hiç kötü bir şey gelmeyebilirdi diyemeyiz.

Daha az acı çekeceğimizi de söyleyemeyiz.

Fakat acı geldiğinde yalnızca kurban olduğumuz hikâyeye mahkûm kalmayabilirdik. Yardım isteyebilir, ihtiyaçlarımızı duyabilir, başka bir yol arayabilir, dinlenebilir ve yeniden başlayabilirdik. Korkunun yanında meraka, kaybın yanında duaya, belirsizliğin yanında harekete de yer açabilirdik.

Umudun asıl ödülü başımıza gelenler değildir.

Umudun ödülü, başımıza gelenler karşısında kim olabileceğimizdir.

Hayatın tamamını kontrol edemeyiz. Fakat bugün neye yöneleceğimiz, hangi değeri koruyacağımız, kimin elini tutacağımız ve hangi kapıyı tamamen kapatmayacağımız konusunda hâlâ bir hareket alanımız olabilir.

Umut tam da bu hareket alanıdır.

Daha iyi bir hayatın garantisi değil; yaşanmakta olan hayatı kaybetmeme ihtimalidir.

Umut başlığıyla ilgili gerçekleştirdiğimiz diğer webinarları ve içerikleri de Youtube ve Instagram hesabımızdan takip edebilirsiniz. 

Kaynaklar

  1. Norem, J. K. & Cantor, N. (1986). Defensive Pessimism: Harnessing Anxiety as Motivation. Journal of Personality and Social Psychology, 51(6), 1208–1217. https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/3806357/
  2. Cantor, N. & Norem, J. K. (1989). Defensive Pessimism and Stress and Coping. Social Cognition, 7(2), 92–112. https://doi.org/10.1521/soco.1989.7.2.92
  3. Chang, E. C. & DeSimone, S. L. (2001). The Influence of Hope on Appraisals, Coping, and Dysphoria: A Test of Hope Theory. Journal of Social and Clinical Psychology, 20(2), 117–129. https://doi.org/10.1521/jscp.20.2.117.22262
  4. Uzun, K. (2024). Hope and Uncertainty Among Turkish Adults: Pathways to Subjective Well-Being. Journal of Happiness and Health, 4(2), 81–92. https://doi.org/10.47602/johah.v4i2.86
  5. Havel, V. (1990). Disturbing the Peace: A Conversation with Karel Hvížďala. https://havelcenter.org/2015/05/04/disturbing-the-peace/
  6. Solnit, R. (2016). Hope in the Dark: Untold Histories, Wild Possibilities. https://www.theguardian.com/books/2016/jul/15/rebecca-solnit-hope-in-the-dark-new-essay-embrace-unknown

Paylaş:

Facebook
X
LinkedIn
Telegram
WhatsApp
Comments