Duygularımızın Beden Dili
Zor zamanlardan geçerken bize eşlik eden zorlayıcı ve yoğun duygularımızı somatize edebiliyoruz. Somatizasyon, duyguların kendini beden diliyle anlatmasıdır. Duygu ise herhangi bir olayın kişinin iç dünyasında oluşturduğu tepkidir. Emotion (duygu) sözcüğü “motion” yani hareket kelimesinden türetilmiştir. Haliyle duygu soyut değildir, gözle görülür. Duygular her ne kadar bilişsel ürünler gibi düşünülse de bedende yaşanırlar. Hatta bazı duygularımızı daha iyi ifade etmek için kullandığımız “yüreğim ağzıma geldi” ya da “içim yandı” deyimleri duyguların bedensel deneyimine işaret eder. Duygularımızın gelip geçici, etkisiz ya da soyut olmadıklarına değindikten sonra işlenmemiş duyguların bedende nasıl ve neden somatize olduğuna bakalım.
Tehdit edici bir olay ya da durumla karşılaştığımız zaman sempatik sinir sistemimiz aktif hale gelir ve ilkel beynimiz bir hayatta kalma tepkisi ortaya koyar. Kaç-savaş-don tepkilerinin kullanılması için bedenimiz ona uygun biyolojik hazırlıklar yapar ve hızla karar verilmesi gerektiği için analiz sürecine hiç girmeden adrenalin üretilmiş, kaslar gerilmiş, gözbebekleri büyümüş, kan akışı hızlanmıştır bile. Haliyle bedenimizde dakikalar içerisinde belki de hiç kullanmamıza gerek kalmayacak kadar enerji üretilmiştir. Örneğin iğne korkusu olan birini hareket edemeyecek şekilde sabit tutup işlemi gerçekleştirirseniz işlemden sonra titrediğini görebilirsiniz. Çünkü amigdala tehdit algıladı, tehlikedesin kaç emri verdi ve saniyeler içerisinde tüm bedeni kaçmak için hazırladı. Fakat kaçma gerçekleşemediği için yoğun enerji bedende kaldı ve beden titreyerek sinir sisteminin yoğun aktivasyonunu dengelemeye çalıştı.
Kas gerginlikleri, dağılmış zihin, öfke hali, depresif mod, yaşama karşı genel katılık hali, spesifik beden noktalarında ağrı işlenmemiş duygularımız sebebiyle olabilir. Bazı disiplinlerde bu eşleştirmeler henüz kabul görmese de bütüncül tıp yaklaşımında hazmedilmemiş olayların mide rahatsızlıkları olarak kendini gösterdiği; yaşanmamış yasın kalp sıkışması/nefes darlığı; hayal kırıklığının baş ağrısı; bastırılmış öfkenin karaciğer rahatsızlıkları; kaygının ise bağırsak sorunları ile bedende kendini gösterdiği kabul edilir.
Yaşamın en bariz özelliği akmasıdır. Acı da olsa kayıp da olsa yaralar da açılsa beden var olduğu sürece yaşam devam eder. Ruh ve beden arasındaki mesafe açıldığında yakınlaşmayı tensel ya da tinsel temas ile sağlayabiliriz. Dokunmak, sarılmak, sallanmak oksitosin hormonunu arttırıp tensel teması sağlarken; meditasyon yapmak, empati kurmak, göz göze iletişime geçmek, inananlar için ibadetlerini yapmak da tinsel teması sağlar. Vücudun strese girmesi ile beraber bedenin vermiş olduğu katılık tepkisi yoga gibi beden ve nefesin uyumlanarak yapıldığı sporlar ile rahatlatılabilir.
Unutma; duygularının kendini beden diliyle anlatmasını beklemeden duygularını fark edip gördüğünde, işlevsel bir duygu işlemleme ile bedenini esnettiğinde ve ruh ile beden arasındaki bağı tekrar kurabildiğinde sinir sistemin regüle olur.
Sümeyye KANDEMİR
Psikolog








